Ana içeriğe atla

Korona (Corona-Covid-19) Kaprisi

 İnsanlık olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Korona (Corona) Virüsle (Covid-19) tanıştık, yaşamaya alıştık derken süreç içerisinde yeni normallerle birlikte ikinci dalgaya hazırlanıyoruz. Fakat sanki yeni huylar edindik bu süreçte. "Sanki"side fazla oldu galiba. Yeni yeni tipler türedi etrafımızda. Ölüm korkusuyla durumu biraz abartıp kendini dezenfektan salamurasına yatıranları -ki bunların durumu tek kelimelik ifade ile Koronafobi- hadi bir nevi anlamak mümkünde, etrafındaki herkese hasta ve affınıza sığınarak söylüyorum pislikmiş gibi bakan tiplere ne demeli. Az  yanlışlıkla fiziki mesafeyi ihlal etseniz veya çocuğunuzla alış-verişe gitseniz sanki öyle kötü bir iş yapmışsınız izlenimi veriyor ki bu tipler, kendinizden soğuyorsunuz. Elbetteki hastalık sürecinde fiziki mesafe, hijyen, maske durumlarına son derece ehemmiyet vereceğiz. Eğer hastaysak veya belirtilerini taşıyan şüpheliysek karantina süreçlerine çok dikkat edeceğiz. Hasta olmaktan çok başkasını hasta etmekten ve onun vebalinden korkarız. Lakin değinmek istediğim kısım biraz farklı. Tarifi imkansız kaprisleri olanlar var. Şöyle örnekle açayım. Eğer siz hastaysanız yada oldu ki insanlık hali bir hata yapsanız kesinlikle suçlusunuz. Evet utanılacak iş yapmış bir suçlusunuz. Oysaki son derece dikkatli de olsanız sizin elinizde olmayan bir sebepten dolayıda virüs size bulaşmış olabilir. Zaten hiç bilerek ben virüsü kaptın diyen organizma henüz görmedim. O Korona (Corona) Kaprisli tipin gözünde hapislik veya dayaklık bir adamsınız. Öyle bakış atıyor ki gözleriyle dövüyor en ufak hatanızda. Fakat kendisi veya sevdiği bir yakını hata yapsa veya hasta ise durum değişiyor hemen. Hastalığı kendisine mal etmiyor. Kendisi hasta değildir olamazda. Çünkü bu utanılacak bir suç(!) Yüce insanlar asla hasta olamaz ve hata yapmazlar onalara göre. Bu kapris hali daha öncede varmıydı bilemiyorum ama araştırmaya değer bir konu olarak düşünyorum. Öyle demeyin çığlık atanını gördüm. Hani şu örümcekten korkanlar varya; Araknofobi. Bunada Koronafobi karışık Korona Kaprisli diyebiliriz sanırım.

Bilinen etkisiyle Korona virüs akciğerlerimize yerleşiyor ve reseptörleri ile hücrelerimize sızıyor kendini çoğaltıyor ve hücrelerimizi öldürüyor. Bu durum kendisini yüksek ateş ve nefes darlığıyla gösteriyor. Bu artık herkesçe bilinen Fiziki etkisi. Bence en az bunun kadar önemli bir hususta işin psikolojik boyutudur. İşin uzmanları tabi konu üzerine çalışıyorlardır fakat bu hastalığın ruhsal etkileri fiziksel etkilerini geçmiş durumda kanımca. Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak gibi duruyor. Evden çalışmalar, uzaktan eğitimler, internetten alış-verişler, toplantılar, çöken veya değişen ekonomik temayüller, birbirine tiksinir gibi bakmalar, davranmalar. Bir yandan sanal dünyaya hapsediliyorken diğer yandan bildiğimiz, bugüne değin sahip olduğumuz değerlerimiz hızlı bir revizyon sürecinden geçiyor. Buda psikolojimizde ve ruhumuzda derin ve hissedilebilir etkiler bırakıyor. Artık komşuluklarımız eskisi gibi değil mesela. Cenazelerimiz ve düğünlerimizde öyle; veya ne eskisi gibi ki?

Ne diyelim bir yanda konuya hiç dikkat etmeyenler beriki yanda Koronafobi korkusuyla yatıp kalkanlar ve diğer yanda herkes hasta, hatalı, kötü amma kendileri yüce insan Korona Kaprisli tipler. Herkes olayı kendince yaşıyor ve yaşattırıyor. İnsanlara iyi muamele yapabilmek büyük bir erdem. Velevki cüzzamlıda olsalar, Koronalıda olsalar elimizden geldiği kadar içimizi diğer insanlara karşı hüsn-ü zanla (iyi niyetle) beslemeliyiz ve onlara gücümüzce yardım etmeliyiz. Bu onlardan çok kendimize yaptığımız bir yardım olacaktır. İmanın ilk meyvesi merhamettir der büyükler. Nezaketimizden asla ödün vermemeliyiz. Fiziki bedenimizi bu süreçte titizlikle koruyup kolladığımız gibi ruhumuzu ve psikolojimizide korumalıyız. Takdir edersiniz ki sadece bedenimiz hasta olmuyor. Daha büyük hastalıklar ruhsal hastalıklardır. İslam dinine mensup bireyler olarak içimizi su-i zanlardan bertaraf edip kötü gözle bakmayı bırakmalıyız. Hepimiz birgün hasta veya engelli olabiliriz ve birilerinin sıcak bakışlarına, yardım ellerine muhtaç olabiliriz..  


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Neden artık küçük boyutlu cep telefonları üretilmiyor?

 Her geçen gün telefon boyutlarında kayda değer artışlar yaşanıyor. İncelikleri bakımından zarifleşen telefonlar ekran boyutları olarak devasa hale geldiler. İlk çıktıklarında trend küçülmeye yönelikti. En küçük telefonu üreten firma daha prestijli bir duruma geliyordu. Çünkü gaye ALO demekti ve bunu en ergonomik ve az yer kaplayarak yapan cihaz öne çıkıyordu.  Dokunmatik ekran telefonların hayatımıza girmesiyle süreç tersi yönde işlemeye başladı. Artık büyük ekranlı telefonlar makbul durumda. Peki ama taşıması zor olan bu cihazları tercih etmeyen kitle ne olacak?  Gerçekten kendinize uygun minik telefon bulmak zor. Bulsanız dahi premium veya özel seri üretim olacağından pekte fiyatları iç açıcı olmayacaktır. Yine firmalar kendi modellerine alternatif olabilecek kendi telefonlarını dahi satış politikası olarak getirmeyebiliyorlar. Örneğin Samsung'un Galaxy A40 modeli çok ince, zarif ve küçük bir telefon. Özellikleri bakımından orta giriş seviye olan bu telefon tatmin edici özellikl

Mikro Milliyetçilikten Nano Milliyetçiliğe: Bireysel Devletçikler

Hızla ilerleyen teknoloji ile hayatımıza giren yeni terimlerden ve en popüler olanlarından biride kuşkusuz "Nano" kelimesidir. Fizikteki anlamı metrenin milyarda biridir. Matematiksel ölçü olarak 1 nanometre = 10^-9 metredir. Ölçü sisteminde, Mikro'dan küçük Piko'dan ise büyüktür. Bundan 20 belki 30 yıl öncesine kadar teknolojik araştırmalar, keşifler, icatlar mikron seviyesinde yapılabiliyordu. Yani metrenin milyonda biri. O zamanlar popüler teknoloji mikron boyutlarında yapılan üretim üzerine odaklanıyordu. Mikro-çipler hala bugün bile bilim ve ürün dünyasında önemli yere sahiptir. Günümüzde artık dahada küçüğü zorluyoruz. En küçüğe ulaşıp o boyutlarda kontrolü sağlamak çabasındayız insanlık olarak. Çünkü küçüldükçe daha kompak ve zarif cihazları, daha da güçlü donanımsal özelliklerde üretebiliryoruz. Yine küçüğe gitmenin özellikle bir kaç yüz atomun bir araya geldiği nano boyutlar inmenin ilginç özellikleri de ortaya çıkardığı bugün bilim dünyasının yaygın çalışmal

Merhaba Dünya!

 Değerli Okuyucular, Giriş için biraz klasik bir başlık seçtik. Hatta çok klasik oldu :-). Olsun bakalım, sıradan ve klasik başlamak iyidir düşüncesindeyiz. Mavi Gazete olarak karşınızdayız. Tabi gazete derken bu noktada klasik gazeteleri kastetmiyoruz. Haber vb. içerikler verilmeyecek bu gazetede. Daha çok blog-gazete tarzı bir durum oluşturmak istedik. Öyle profesyonel bir durumda söz konusu değil. Açıkçası içimizi dökmek istedik. Sizlerle dertleşelim, sizlerin dertlerini dinleyelim. Bazen güncel konular ile ilgili yazılar klavyeye alalım bazende ilmi yeni adıyla bilimsel takılalım dedik.  Devir  akıllı mobil  cihazlar devri. Yedisinden yetmişine hepimiz dijital çağın gereksinimlerine ayak uydurduk diyebiliriz. Artık birer dijital okuyucularız. Ee birde ağzı olan konuşuyor durumu var ülkemde, biz niye susalım o halde :-). Çokta iddialı değiliz zaten. Serbest yazarlık bir nevi. Tek kişiye faydamız dokunsa kafidir vesselam.. Her insan kendine bir dünya. İç alemimizde neler yaşıyoruz ne